ağır

1 Sıfat

Tartıda çok çeken, hafif karşıtı

Cümle 1: Kurşun ağır bir madendir. Taş yerinde ağırdır.

Davranışları yavaş olan

Cümle 1: Ağır adam.

Değeri çok olan, gösterişli

Cümle 1: Ağır kıyafeti ile muhite uymayan Canan'ın yanında, ne kadar rahat ve sadeydi. - M. C. Kuntay

Çapı, boyutları büyük

Cümle 1: Ağır top. Ağır tank. Ağır taşıt.

Çetin, güç

Cümle 1: Ağır iş. Ağır bir konu. Cümle 2: Denizcilik tarihinin en ağır sorumluluklarından birini üzerine alıyordu. - F. F. Tülbentçi

Tehlikeli, korkulu, vahim

Cümle 1: Viyana Üniversitesinde hocalığım sırasında amirim olan profesör ağır hasta idi. - H. Taner

Sıkıntı veren, bunaltıcı

Cümle 1: Ağır hava.

Dokunaklı, insanın gücüne giden, kırıcı

Cümle 1: Kızmıştım, Keziban'a söylenecek şöyle ağır bir söz arıyordum. - N. Ataç

Yavaş

Cümle 1: Cüneyt Bey sözlerini tartıyormuş gibi ağır söylüyordu. - E. İ. Benice

Ağırbaşlı, ciddî

Cümle 1: Bu, on dokuz yaşında ufak tefek bir kızdı. Fakat otuz yaşındaki bir insandan daha ağırdı. - H. E. Adıvar

(koku için) Keskin, boğucu

Cümle 1: Bu koku, en hafif rüzgârla burnu kuvvetli bir adama uzaktan kendini hissettirecek kadar ağırdır. - F. R. Atay

(yiyecek için) Sindirimi güç

Cümle 1: Ağır bir yemek.

Yoğun

Cümle 1: Evin sofasına girer girmez kendisini ağır bir duman karşıladı. - A. Sayar

(uyku için) Uyanılması güç, derin

Kısık, alçak

Cümle 1: Ağaya pek duyurmak istemeyen ağır bir sesle kulağıma eğildi. - O. C. Kaygılı

Güç işiten, sağır

Cümle 1: Kulağı ağır.

Ağır siklet

Cümle 1: Yıllarca ağırda güreşti.