tutmak

1 nsz

İş görebilmek

Cümle 1: Eli ayağı tutsun, açlıktan ölmesin, yeterdi ona. - T. Buğra

nsz

Sürmek, zaman almak

Cümle 1: Bu iş iki saat tuttu.

yardımcı fiil

Kayıt, zabıt, not kelimelerine "etmek" anlamıyla yardımcı fiil olarak katılır

nsz

Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak

Cümle 1: Boya tutmadı.Çivi iyi tuttu.

Giyinmesine yardım etmek

Cümle 1: Paltosunu tuttu. Cümle 2: Kucaklaşma sahanlıkta başlar ve ayakkabılarını çıkarıp karısının tuttuğu terliklerini giyene kadar Serdar'ın kolları boynunda kalır. - T. Buğra

Bir cümlede fiilden önce ve fiilin kipinde veya sıfat-fiil durumunda kullanıldığında o fiilin anlattığı işin çok beklenmediği, umulmadığı veya çok uygun düşmediği hâlde yapıldığını anlatır

Sunmak

Cümle 1: Konuklara şeker tutmak.

İşgal etmek

İzlemek

Cümle 1: Tepeden inince Değirmendere'ye hâkim bir iz tutacaksınız. - R. H. Karay

Alıkoymak

Bırakmamak

Cümle 1: Baba sesini çıkarmadı, hatta öksürüğünü bile galiba tuttu. - P. Safa

Yönelmek

Cümle 1: Oyuncular ağır ağır soyunma odasının yolunu tuttular. - H. Taner

Kaplamak, sarmak, bürümek

Cümle 1: Hey başları duman tutmuş dağlar, hey! - Halk türküsü

Asılmak, kuvvetlice sarılmak

Cümle 1: Üç kişi tutarlarmış da onu pencerenin önünden çekemezlermiş. - P. Safa

Bir kimsenin yerini almak

Cümle 1: Bak azizim, dedim, ben senin yerini tutamam. - Y. K. Karaosmanoğlu

(otobüs, vapur, uçak vb.için) Dokunmak, hasta etmek

Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak

Cümle 1: Kapıyı açık tutmayın.

Bir yerde kalmasını sağlamak

(yemek için) Hafifçe yanmak

Bir sanat eseri geniş ilgi görmek

Biriktirmek, tasarruf etmek

Cümle 1: Sen metelik tutuyorsun gibi geliyor bana. Ay başına kadar bana ödünç versene. - M. Ş. Esendal

(askerlikte, bankacılıkta) Durdurmak, blokaj

-i

Elde bulundurmak, ele almak

Cümle 1: Ateşi tutma, elini yakar. Cümle 2: Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu. - Ö. Seyfettin

Ele geçirmek, yakalamak

Cümle 1: Hırsızı tutmak. Cümle 2: Evvelâ bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı. - Ö. Seyfettin

Avlamak

Cümle 1: Kuş tutmak. Balık tutmak. Cümle 2: Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz. - R. H. Karay

Anlamak, farkına varmak

Cümle 1: Bir iki yalanını tuttum, çok korktu.

Yanında bulundurmak, alıkoymak

Cümle 1: Siz gelinceye kadar çocuğu ben tutarım!

Hürriyetinden mahrum edip bir yere kapamak, tevkif etmek

Cümle 1: Vahşîdir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir. - Sait Faik Abasıyanık

Kaplamak

Cümle 1: Bu yazı iki sütun tutar. Cümle 2: Tabanı otuz, otuz beş metre kadar tutan bir eşkenar üçgen biçimindedir. - T. Buğra

(kırağı, çiğ, kar için) Bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak

Cümle 1: Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları. - Sait Faik Abasıyanık

Denetimi ve yetkisi altına almak

Desteklemek, birinden yana çıkmak

Benimsemek, beğenmek

Cümle 1: Ama öylelerini de çevresinde kimse sevmemiş, tutmamıştır. - T. Buğra

Gereğini yapmak, yerine getirmek

Cümle 1: Verdiği sözü tutmuş, vaktinde gelmişti.

Uygun gelmek, çelişmez olmak

Cümle 1: Bu söz ötekini tutuyor. Cümle 2: Bir talih eseri olarak ondan gelen cevap benim kendi bulduklarımı tuttu. - R. N. Güntekin

Hizmetine almak veya kiralamak

Cümle 1: Burada bir kat tuttum.Yazı geçireceğim. - P. Safa

(bir işe) Herhangi bir anlayışla girişmek

Cümle 1: Yapıyı geniş tuttu.

İçine girmek; girişmek, yapmak

Cümle 1: Askerden sonra ne iş tutacağını bilmemek kahrediyordu Yusuf'u. - Sait Faik Abasıyanık

Kocası olmak

Cümle 1: Arkadaşım onun kız kardeşini tutar.

Dokunmak; etkisini göstermek

(beddua için) Etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek

Cümle 1: Avradın ilenci tutarsa senin iki gözün kör olacak. - M. Ş. Esendal

Ağrımak, sancımak, musallat olmak

Cümle 1: ...poker oynanıyor.Yenilirse kızıyor. Başı tutuyor, komşu doktorun hizmetçisini çağırıp çenesini ovduruyor. - M. Ş. Esendal

Ulaşmak, varmak

Cümle 1: Hayvanlar, Bağdat caddesini tutmuş, çala kamçı ilerliyor. - S. M. Alus

Para toplamı...-e varmak

Cümle 1: Aldığım şeyler bin lira tuttu.

Uğramak

Cümle 1: Vapur İzmir'i tutmayacakmış.

Herhangi bir durumda bulundurmak

Cümle 1: Evini, üstünü temiz tutar. Cümle 2: Seksen bir yaşında da olsa çalışmak insanı zinde tutuyor. - H. Taner

Var saymak, farz etmek

Cümle 1: Haydi tutalım babasının bir günahı vardı, çekti. - M. Ş. Esendal

-i

Hedef olarak almak

Cümle 1: Taşa tutmak.

-i

Alacağa (veya vereceğe) saymak

Cümle 1: On bin lirayı borcunuza tuttum.

-i

Yaklaştırmak

Cümle 1: Saati kulağına tutmak. Ekmeği ateşe tutmak. Cümle 2: Biraz toz olsa mendilini burnuna tutar. - A. Ş. Hisar

Edinmek, peyda etmek

Cümle 1: Çocuğun yemeğine dikkat etmeli ki biraz et, can tutsun.

Kullanmak

Cümle 1: Yaşmak tutmak.Ustura tutmak.

Bağlamak

Cümle 1: Tane tutmak. Cümle 2: Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım. - B. S. Erdoğan

Başlamak

Cümle 1: Küçüğünden tutunuz da en büyüğüne kadar...

nsz

Beklenen sonucu vermek

Cümle 1: Aşı tutmuş. Cümle 2: Toprağa atılan her tohum bir ümittir. Tohum ya tutar ya tutmaz. Ya yeşerir ya yeşermez. - Ş. Rado