akmak

1 nsz

(sıvı maddeler veya çok ince taneli katı maddeler için) Bir yerden başka bir yere doğru gitmek

Cümle 1: Eskiden Sakarya, bu köprünün altından akarmış. - Sait Faik Abasıyanık

(bu gibi maddeler) Aşağıya, yere düşmek

Cümle 1: Üstünden sular akıyor.

(sıvı bir madde için) Bir yerden çıkmak

(bir kap veya bir yer) İçindeki veya üstündeki sıvıyı sızdırmak

Cümle 1: Kova akıyor. Dam akıyor.

Çabucak savuşmak; ortadan kaybolmak

Art arda ve toplu olarak gitmek

Cümle 1: Öfkeli insanlar, el ele, omuz omuza Taksim'e doğru akıyorlardı. - Y. Z. Ortaç Cümle 2: Kalabalık, azgın bir sel hâlinde, vapura doğru akmakta. - H. Taner

(kumaş için) Yıpranıp iplikleri erimeye başlamak

Cümle 1: ...çarşafın kumaşı da yer yer akmış, buruşmuştu. - R. H. Karay

(zaman için) Çabuk geçmek

(boya için) Birbirine karışmak

Karışmak, katılmak

Cümle 1: Ebediyete akıp giden her on senede... - Atatürk

Sürüp gitmek

Cümle 1: Nedim divanında bir kaside vardır, müjgân üstüne, hicran üstüne, umman üstüne kafiyeleri ve redifleriyle akar. - Y. K. Beyatlı