dayanmak

1 -e

Bir yere yaslanmak, kendini dayamak

Cümle 1: Odalardan birinde köşeye dayanmış bir adam, sanki sızmış gibi görünüyor. - M. Ş. Esendal

Kullanılışı uzun sürmek, dayanıklı olmak

Cümle 1: Bu kumaş çok dayandı.

Zarar görmemek, varlığını korumak, hasar görmemek

Cümle 1: Bu gemi fırtınaya iyi dayanır. Cümle 2: Ben nihayet bir hafta dayanabilirim, sonu kat'iyen iflâstır. - A. Gündüz

Birinden, bir şeyden güç almak, güvenmek; istinat etmek

Cümle 1: Atatürk ulusun yüksek duygularına dayanırdı. Cümle 2: Lâikliği korumak için kanun kuvvetine mi, eğitim ve telkin kuvvetine mi dayanmalıyız? - F. R. Atay

Tutunmak, karşı durmak, karşı koymak, mukavemet etmek

Cümle 1: Ordumuzun atılışına düşman ancak iki gün dayandı. Cümle 2: Merkezde Akhisar'ın, Bergama'nın da henüz dayandığını öğrendiler. - N. Cumalı

Bir şeyin üzerinde kurulmuş olmak, istinat etmek

Cümle 1: Yurdun özgürlüğü, ulusun gücüne dayanmalı.

Güç bir duruma katlanmak, çekmek, sabretmek, tahammül etmek

Cümle 1: Çocuk ameliyata iyi dayandı. Cümle 2: Aradan biraz daha geçince kumandan dayanamadı, söze başladı. - M. Ş. Esendal

Varmak, ulaşmak

Cümle 1: Ordu 10-15 günde İzmir'e dayandı. Cümle 2: Bu haber ortalığa yayılır yayılmaz banknotlarını kapan bankaya dayanıyor. - Y. Z. Ortaç

Bütün gücünü kullanarak bir işi yapmak

Cümle 1: Arabaya arkadan dayanmak. Cümle 2: İki genç, kırarcasına küreklere dayandılar. - Halikarnas Balıkçısı

(tükenmeyen işler için) Sonunda birinin veya bir şeyin üzerinde kalmak

Cümle 1: Bu iş sonunda bize dayanacak.

Hız vermek

Cümle 1: Şoför gaza dayandı.

Yetişmek, yeter olmak