kundak

1 İsim

Yeni doğmuş çocuğu ilk aylarda sıkıca sarıp sarmalamaya yarayan geniş bez

Cümle 1: Kendisine uzattıkları ince ve beyaz bir kundağa sarılmış kızına baktı. - Ö. Seyfettin

Kundağa sarılmış bebek

Cümle 1: Dikmen Yıldızı kundağı kucaklayarak ağır, sarsıntılı adımlarla savcının arkasından yürüdü. - A. Gündüz

Yangın çıkarmak için bir yere konulan tutuşmuş yağlı bez parçası vb

Cümle 1: Ben şamdanımla evveli kapının önüne yığılan şeyleri, sonra cibinliği, perdeleri, bütün duvarları çeviren kundakları tutuşturacağım. - H. Z. Uşaklığil

Saçları yemeninin içine alıp bağlama

Cümle 1: Baş kundağı.

Tüfek gibi bazı ateşli silâhlarda bunları çeşitli yönlere çevirmeye yarayan, namlunun altında bulunan ağaç veya metal bölüm

Cümle 1: Amcası Mustafa geldi eve, ona bir kundağı sedefli tüfek getirdi. - Y. Kemal

Ara bozma, fitne, fesat

Arabalarda dingil yatağı

Korunmak için sıkı sıkıya sarılmış şey

Cümle 1: Dutların tomurcukları büyümüş, yaprakları burunlarını kundaklarından çıkarmışlardı. - Sait Faik Abasıyanık