taze

1 Sıfat

Bozulmamış, bayatlamamış olan; solmuş, pörsümüş olmayan

Cümle 1: Beyaz peyniri, ekmeğin taze kabuğuna sarıp ağzıma sokuyorum. - Y. Z. Ortaç Cümle 2: Uyku arasında burnuma taze bir süt kokusu geldi. - H. Taner

Dinç, yıpranmamış, yorulmamış

Cümle 1: Yüzü taze, teravetli ve güzeldi. - M. Ş. Esendal

Yeni, son, zamanı geçmemiş

Cümle 1: Orada okuduğum en taze havadis yirmi beş, otuz günlüktü. - Halikarnas Balıkçısı

Kuru olmayan, körpe

Cümle 1: Taze fasulye. Cümle 2: Ağaçların taze yaprakları akşamın serinliğini emiyormuş gibi duruyordu. - M. Ş. Esendal

İsim

Genç kadın

Cümle 1: Şu köşede çocuğuyla beraber bir taze oturuyor. - Ö. Seyfettin Cümle 2: Kart bir kadın, zilsiz tefini ovuşturuyor, ayakta kendilerine çeki düzen veren iki taze zillerini vuruyordu. - R. H. Karay